“Dünyanın Durumu: Sürdürülebilirlik için Yönetişim” kitapçılarda

İnsanın yolculuğunun müthiş hızlandığı bir döneme girdik. Medeniyetin kırılgan teknesinin alabora olmasını önlememiz, etkin, çevik, uyarlanabilir ve uzun süre kalıcı olabilecek yönetişim biçimlerini yaratma ve sürdürme becerimize bağlı.

TEMA Vakfı ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları iş birliğinde yayımlanan Dünyanın Durumu serisi bu yıl “Sürdürülebilirlik İçin Yönetişim” konusuyla okuyucularla buluşuyor. Serinin yeni yayını İş Kültür Yayınları’nın satış noktalarından, büyük kitapçılardan ve internet üzerinden temin edilebiliyor.

2014 yılı Worldwatch Enstitüsü’nün kırkıncı ve Dünyanın Durumu serisinin ise otuzuncu yıl dönümüne denk geliyor. Worldwatch Enstitüsü bu anlamlı yılda Dünyanın Durumu 2014 “Sürdürülebilirlik İçin Yönetişim” konusunu ele alarak, güvenilir, siyasi ve ekonomik yönetişimin önündeki engelleri ve bunları ortadan kaldıracak yeni fikirleri inceliyor. Yazarlar, bölgesel ve yerel iklim önceliklerini, çalışanlarının mülkiyetinde olan firmaları, enerji diplomasisini, internetin sürdürülebilirlik üzerindeki etkisini, ekolojik okuryazarlığın önemini de içeren çeşitli eğilimleri ve çözüm önerilerini araştırıyor. Bu başlıklarla beraber 30 farklı uzman akademisyen ve yazar 22 bölümde yönetişimin önündeki engelleri ve bunların yerine kullanılabilecek yeni fikirleri ele alıyor. Konuya duyarlı olan vatandaşların daha iyi bir yönetişimin temeli oldukları mesajı, kitapta istikrarlı bir şekilde öne çıkıyor.

TEMA Vakfı tarafından 1993 yılından bu yana Türkçeye kazandırılan seri son beş yılda “Isınmakta Olan Bir Dünyaya Bakış, Kültürleri Dönüştürmek: Tüketicilikten Sürdürülebilirliğe, Gezegeni Besleyen İnovasyonlar, Sürdürülebilir Refaha Doğru, Sürdürülebilirlik Hâlâ Mümkün Mü?” konularını işlemiş, öğrenci, araştırmacı, akademisyen ve çeşitli yayın kuruluşlarına, kurumlara paha biçilmez öneme sahip bilgiler vermiştir.
Tom Prugh ve Michael Renner’in proje yöneticiliğini, Lisa Mastny’nin editörlüğünü yaptığı eseri, Türkçe’ye Gülru Hotinli kazandırdı. “Dünyanın Durumu: Sürdürülebilirlik İçin Yönetişim” kitabını, İş Kültür Yayınları’nın satış noktalarından, büyük kitapçılardan ve internet üzerinden temin edebilirsiniz: http://alisveris.iskulturyayinlari.com.tr/tanim.asp?sid=EVYH1SHYZD6DIMZTK3BP
World Watch Enstitüsü hakkında bilgi için: http://www.worldwatch.org
Türkiye Çöl Olmasın TEMA Vakfı

EK 1: Kapak Görseli
EK 2: Editöre Notlar

EK 2: Editöre Notlar

Dünyanın Durumu serisinin 30. yılına denk gelen bu önemli yılda güvenilir siyasi ve ekonomik yönetişimin önündeki engelleri ve bunları ortadan kaldıracak yeni fikirleri içeren kitaptan satır başları…

1. Bölüm: Yönetişim Başarısızlığı, Sürdürülemez Gezegen
Soğuk ve çetin veriler ortak vicdanı etkilerken, alışageldiğimiz politikalardan ve iş dünyasından keskin bir biçimde ayrılmamızı gerektiren eşi görülmemiş bir dönüm noktasında olduğumuzu gösteriyor. Sürdürülebilirliğin altını oyan yalnızca iklim değişikliği değil. Ancak diğer sebeplerin hiçbiri gezegende medeniyetin devamı için bu derece yüksek riskler taşımıyor. İklim değişikliği; su temini, gıda üretimi, biyoçeşitlilik, sağlık, afetten korunma ve istihdam gibi çevresel bütünlük ve insan esenliği ile ilgili birçok meseleyle etkileşerek sorunları arttırmakta. İklim değişikliğinin çok geniş sosyo-ekonomik ve politik sonuçları olmakta.

2. Bölüm: Yönetişimi Anlamak
“Yönetişim” tam olarak ne demektir? İnsan davranışlarını incelemede neden değerli bir gözlük olduğu, daha sürdürülebilir ve barış dolu bir dünyanın nasıl yaratılacağı konusundaki politik tartışmalara nasıl katkıda bulunur? Akademik ve araştırma dünyasının ilgisinin neticesi nedir? Geliştirilen yönetişim kuramları günümüzde dünyanın nasıl yönetildiğiyle ilişkili, işin özüne dair detaylar taşır mı?

3. Bölüm: Yönetişim, Sürdürülebilirlik ve Evrim
Nasıl oldu da insanoğlu, biyosferde esaslı bir değişikliğin eşiğine getirecek kadar, yeryüzünün biyofiziksel süreçlerine tamamen hükmeder oldu? Neden eli kulağında bir ekolojik facia karşısında uzun dönem varlığımızı sürdürebilmemizi garantileyecek temel toplumsal değişiklikleri yapmak çok zor gözüküyor? Bu soruların cevabı evrimsel tarihimizde yatıyor. Yönetişimi tarihsel çerçevede ele almak, bireysel düzeyde ve topluluk düzeyinde başardıklarımızı sağlamlaştırmaya yarar, daha da önemlisi bir canlı türü olarak kaderimizin kontrolünü ele geçirmek yolunda, yönetişimde gereken değişikliklerden haberdar eder.

4. Bölüm: Ekolojik Okuryazarlık: Bilgi Yetmez
Doğal dünya ile – yabanıl alanlar, doğal güzellikler, yerli bitkiler, yaban hayatı ve sağlıklı ekosistemlerle – duygusal bağlar geliştirmek, doğayı korumak için olduğu kadar çevre bilimi, siyaseti ve yönetimi alanındaki ilerlemeler için de önemlidir. Hep birlikte mekâna bağlı olmak, mekân (ve başka alanlarla ilişkisi) hakkında bilimsel bilgi sahibi olmak, yüz yüze geldiğimiz çevresel mücadelelerin etkin yönetilmesinde hayati önem taşır. Ekolojik okuryazarlığın birbiriyle örülmüş biçimdeki kavramları; çevresel yönetişimin geliştirilmesi ve özellikle iklim tahribi başta olmak üzere, yaşanan bir dizi kenetlenmiş ve ağır gelişen küresel krize cevap için umut vaat ediyor.

5.Bölüm: Dijitalleşme ve Sürdürülebilirlik
Dijitalleşme, çevresel yönetişim için ne tür beklentiler ve kısıtlamalar barındırıyor? Hangi alanlarda derinlemesine değişiklikler yaşanmaya başladı? Sürdürülebilirlik için üretim ve politika yaparken dijitalleşmeyi kullanmanın en ikna edici sebebi çok yararlı ve etkili özellikleri olması değil, zaten başka fazla seçeneğin olmaması…

6. Bölüm: İnsan Çağı’nda (Antroposen) Yaşamak: Her Zamanki Gibi Yaşamak ya da Şefkatli bir Geri Çekiliş?
Antroposen Çağı’na girdik. Gezegenin sistemlerinin evrimine en başta insanın kumanda ettiği bir jeolojik çağdayız. Bu bağlamda iklim mühendisliği, iklim değişikliğini azaltmak için muteber bir seçenek ve kalıcı çözümler bulana kadar zaman kazanmanın bir yolu olarak görülüyor. Ancak iklim mühendisliği tartışmalı bir alan, çünkü ciddi riskler taşıyor. Üstelik, iklim mühendisliği bizim insan-yeryüzü ilişkisini nasıl kavradığımızla bağlantılı olarak temelden farklı iki yönetişim felsefesi arasında zıtlaşma yaratıyor.

7. Bölüm: ‘İnsanlar Yerküre Topluluğunun Üyeleridir’ Yaklaşımıyla Yönetmek
Yönetişim sistemleri toplumun ne olduğu, neye inandığı ve ne olmayı arzuladığı hakkında kolektif görüşünü yansıtır. Bugün çoğu yönetişim sistemi insanın istisna bir varlık olduğu ve doğanın geri kalanından üstün olduğu şeklinde narsistik bir inancı yansıtıyor. Bu inanca göre insan, diğer varlıklarla aynı biçimde doğanın yasalarına tabii olduğunu kabul etmiyor. Ancak kanıtlar, insanın diğer türlerden esaslı bir biçimde farklı olduğu ya da evrenin yasalarını atlatarak ötesine geçebileceği savlarını desteklemiyor. Tam tersine, ne kadar çok keşif yaparsak o kadar belirginleşen her şeyin birbiriyle ilişkili biçimde var olduğu ve tutarlı evrensel prensipler temelinde düzenlenerek tek bir gerçek oluşturduğunu görüyoruz.

8. Bölüm: Gençlerin ve Gelecek Nesillerin Sesini Duymak
Dünya genelinde 24 yaş altındaki nüfus üç milyar. 24 yaşın altında, her on insanın dokuzu (9/10) gelişmekte olan ülkelerden. “Binyıl kuşağı” diye adlandırılan bu grup, günümüze kadar tarihte var olmuş en yüksek sayıdaki genç jenerasyon. Çoğunlukla eğitim görmüşler ve internetin sağladığı iletişim olanaklarını kullanma ve hareket oluşturma konusunda iyi konumlanmış durumdalar. Bu avantajlar sürdürülebilirlik için kullanılabilir ve kullanılmalıdır.

9. Bölüm: Müşterekler ve İnsan Hakları Algısıyla Birlikte Ekolojik Yönetim Sorumluluğunun Yükselişi
Doğal ekosistemleri korumak üzere ciddi ve kalıcı bir ilerleme gerçekleştireceksek, mutlaka güncel siyasetin ve kültürün özünde yatan “hastalığın” üzerine gitmeli: yönetişim yapıları ve devletin mantığı, kurumsal girişimlerin yapısı, küreselleşmiş ticaret, ana akım iktisadi düşünce ve bu alanı sağlama alan gelenekler ve yasalar. İnsanları tüm canlı varlıkların değerini ve birbiriyle bağlantısını gören biyomerkezciliğe geçmeye cesaretlendirecek ve mümkün kılacak yeni yönetişim biçimlerine öncülük etmeliyiz. Böylelikle hem doğayla hem birbirleriyle nitelikli ilişkiler geliştirmelerini sağlamalıyız.

10. Bölüm: Çevre Adaleti için İleriye Değil Geriye Bakmak
Çağdaşlık gelecek zamana, ileriye yöneliktir ve geçmişi anmak çoğu zaman nostaljik bulunarak dışlanır. Ancak geçmiş, radikal bir tutum değişikliği için, var olan potansiyeli temsil eder. Şimdiki zamanı geçmişle ilişkilendirmek için, kendimizi asıl enerji kaynaklarımıza (ve birbirimize) tekrar bağlayacak süreci başlatmalıyız.

11. Bölüm: Fazla Kibar bir Devrim: ABD İklim Yasasının Neden Senatodan Geçmediğini Anlamak
Sera gazı emisyonlarının tüm ekonomide sınırlanması, bu neslin çevreci hareketinin en büyük, ancak gerçekleşmeyen emeliydi. Çoktan iklim değişikliğinin etkileri ortaya çıkmışken ve çevresel facialar bu yüzyılın en büyük tehditleri haline gelmişken, insan kaynaklı karbondioksit (CO2) emisyonlarını kontrol altına almak şart oldu. Son yirmi yıldır, ABD çevreci toplulukları, sera gazı emisyonlarını sınırlamak ve azaltmak üzere federal bir yasanın çıkarılması için, örgütlü çabalar gerçekleştirdi. Ancak, bu derece kapsamlı bir tedbirin yasalaşmasının zor olduğu anlaşıldı. Son on yıldır, Amerikan Kongresine federal piyasa temelli karbon emisyonu sınırlandırılması için 20’den fazla yasa tasarısı teklifi sunuldu. Bir tanesi bile yasa haline gelmedi.

12. Bölüm: Çin’in Çevresel Yönetişim Zorlukları
Çin’in tüm şehirlerinde afişler ve pankartlar üzerinde yeni yönetimin öne çıkan iki sloganı yazılı: “Ekolojik Medeniyet” ve “Güzel Çin”. Fakat bu moda sözcüklerin altında yatan karmaşık, özenilmeyecek ve gittikçe kötüleşen bir sorun var. Çin’in çevresel ve iklim yönetişimi kriz noktasında. Çin daha sürdürülebilir bir kalkınma modeline geçiş yapmaya teşebbüs ediyor. Bu, dünya nüfusun beşte biri için yeterince zor bir süreç. Çin’in siyasi yapıları mirası ve bağlantılı güçlü çıkar grupları, gerekli reformları işler hale getirmek yerine kısıtlıyor ve doğa korumasına vatandaş katılımı fırsatlarını da gittikçe zorlaştırıyor.

13. Bölüm: Rio+20 Sonuçlarını Değerlendirmek
Rio+20 önemli kavramsal, kurumsal ve işlevsel çıktılara yol açtı ve bunların 2015 sonrası kalkınma gündemi bağlamında doğrudan etkileri olabilir. Kavramsal açıdan, konferans sürdürülebilir kalkınma konusunda bazı sınırlamaları aşarak, diğerlerini de pekiştirerek yeni bir anlatı yarattı. Ülkelerin sürdürülebilir kalkınma için siyasi taahhütlerini, en azından sözel açıdan yeniden alevlendirdi. Kurumsal açıdan ise ekonomik refahın sürdürülebilmesi, sosyal içerim ve çevrenin bilinçli kullanılışı konularıyla ilgili BM yapılarının yeniden düzenlenerek bütünleştirebileceği yeni bir platform yarattı. İşlevsel olarak, epey fazla sayıda ülkenin ve başka aktörlerin gönüllü taahhütlerini teşvik ederek, 513 milyar dolardan fazla bir miktar için söz aldı. Ayrıca ülkeler gelecek yıllarda rehberlik edecek bir dizi Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini birlikte yaratmak üzere anlaştı.

14. Bölüm: Yerel Yönetimler Küresel Sürdürülebilirliğin Bir Unsuru Haline Nasıl Geldi
Yerel yönetimlerin, son yıllardaki küresel sürdürülebilirlik çabalarında nasıl önemli, hatta kilit bir unsur haline geldiğini anlamak, günümüzün iklim yönetişimi tartışmaları, BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve bu hedeflere ulaşmada şehirlerin rolü ve genel olarak kentsel sürdürülebilirlik meselelerini çözmemiz için yardımcı olabilir mi? Son yıllarda, çevre koruma ve sürdürülebilir kalkınma konularında endişeler, yerel yönetimleri ülkeler ölçeğinde daha yakın iş birlikleri kurmaya yöneltti. Uluslararası iş birliklerinin artışının en büyük sebeplerinden biri, yerel yönetimlerin küresel sürdürülebilirlik müzakerelerine dâhil olmaları.

15. Bölüm: 2015 Sonrası Kalkınma Gündeminde Şirketlerin Rolünü İrdelemek
Çok uluslu şirketler gittikçe büyüdüğü ve güçlendiği için, yoksulluğun ortadan kaldırılması, kalkınma, çevre ve insan hakları ile ilgili uluslararası politik müzakerelerde hafife alınamayacak aktörler haline geldi. Hükümetlerin, çok taraflı ortamlarda baskı oluşturan zorlukları çözmek üzere isteksiz ya da aciz göründüğü bir zamanda, iş dünyası kendini daha esnek, etkili ve devletlerden daha az bürokratik bir alternatif çözüm olarak konumluyor. Şirketler, hükümetler ve çeşitli sivil toplum kuruluşları, çok paydaşlı girişimleri ve devlet-özel sektör ortaklıklarını küresel meseleleri el almakta yenilikçi modeller olarak destekliyorlar.

16. Bölüm: Finansı Gerçek Ekonominin Hizmetine Sunmak
Ekonominin yapısı, ekonominin insan ihtiyaçlarını karşılayıp karşılamayacağını ve geniş anlamda toplumların nasıl yönetildiğini etkiler. Finansın artan etkisi, kamusal söylemi tahrif etmiş ve sesini duyurabilenlerin menzilini daralttı. Bu durum, yalnızca ekonomik ve politik karar alma alanlarını etkilemiyor, aynı zamanda ekonominin doğanın sınırlarıyla uzlaşması (paylaşılan ve sürdürülebilen bir refahı sağlayacak koşulların yaratılması) yönünde artan aciliyetin, büyük çapta yok sayılması anlamına geliyor. 30 yıldan fazladır, finansallaşma, kısıtlı kaynakları hızla tüketen ve ürünlerini de hiç olmadığı kadar eşitsiz biçimlerde bölüştüren bir ekonominin motoru oldu. Gelecekte, finans sektörü, daha eşit ve sürdürülebilir bir ekonomiye geçişi kolaylaştıracak biçimde yönetilmeyi gerektirecek.

17. Bölüm: İklim Yönetişimi ve Kaynakların Laneti
Fosil yakıt endüstrisinin gücü, politik etkisi, ekonomimiz ve altyapımızın ne derece bu endüstrinin ürünlerine bağımlı hale geldiği göz önünde tutulduğunda, “kaynakların laneti” kavramı, demokratik yönetişimin ve uluslararası iklim iş birliğinin karşılaştığı müthiş zorlukları anlamak için potansiyel bir yol öneriyor.

18. Bölüm: Sürdürülebilir Bir Sistemin Politik -Ekonomik Temelleri
Sürdürülebilirlik için gereken nedir sorusunu ciddiye almak, neden kamu politikası ekolojik bozulmayı yavaşlatsa bile önleyemiyor diye odaklanmayı gerektirir. Bu zorluğun kökleri, giderek büyüyen gelir ve servet birikimleri ve neticesinde kendini daha da güçlendirmek üzere politika düzeneğini ele geçirerek kendi özel isteklerine hizmet ettirmesinde yatıyor.

19. Bölüm: Üçlü Kâr Haneli İşlerin Yükselişi
Dikkate değer, yeni nesil bir iş türü, halka açılmayı, ya da en azından – insana, gezegene öncelik vererek, kârı arttıran – üçlü kâr haneli işlerden sayılmayı hak ediyor. Bu yeni doğmuş hareket, küresel ekonomi içinde göreceli olarak küçük bir olgu, ancak ABD’de birçok küçük ve orta ölçekli işletmelerle, biraz daha az sayıda şirketle Kanada ve Şili’de de gittikçe yayılmaya devam ediyor. Hemen hepsi özeldir ve çok azı yakın zamanlarda büyük kuruluşlarla iştirakler kurmuş durumda.

20. Bölüm: Enerji Demokrasisine Doğru Çabalar
Dünya muazzam boyutlarda ve giderek artan enerji iştahıyla bağlantılı olarak, etkileyici bir büyüme gösterse de, yenilenebilir enerji kullanımı aynı oranda artmıyor. Şüphesiz, enerji demokrasisinin önündeki politik engeller çok büyük. Savaşın bir kısmı, neyin gerçek ve neyin mümkün olduğu konusunda bakış açılarını değiştirmek üzere mücadele etmeyi, iş birliğine ve paylaşıma dayanan bir uluslararası vizyon belirlemeyi kapsıyor. Enerji demokrasisi bir dizi yeni değere – dayanışma, yeterlilik ve gerçek sürdürülebilirliğe temellendirilen – ve yeni bir amaca sahip olmak için vasıta olabilir.

21. Bölüm: Direksiyona Geç ve Sür! Adil Geçiş için Sendikalar
Sendika hareketinin bir kısmı ve tek başına faaliyette olan bazı sendikalar, sürdürülebilirliğe geçiş sürecinde aktif katılımcı olmaları gerektiğini kabul ettiler. Bu durum “adil geçiş” modeline belirgin bir şekilde yansıdı. Ancak, sendikal hareketin dönüşüm sürecinde rolü henüz muğlak. Adil geçiş kavramı, sürdürülebilirliğin sosyal boyutunu ilerletmek için güçlü bir taraf oluşturuyor.

Dunyanin_Durumu_2014_kapak_w22. Bölüm: Katılıma Çağrı
Sürdürülebilirlik, sosyoekolojik bir sorun. Nihayet, bize göre tüm yönetişimler, topluluklar içinde yaşayan bireyler ile başlar. İnsanlar, artık politikada tecrit edilmiş aktörler değil ve de ana akım ekonomik teorinin bağımsız küçük birimleri de değildir. Yönetişimi iyileştirmek üzere, her seviyede oluşan hareketlenme ve baskı ancak farkındalığı artmış, topluluğunu sürdürülebilir bir yer yapmaya çalışan bireylerle oluşabilir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>